Ana içeriğe atla

Tüm İneklere

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Arapça dil eğitim aldık. Altı ay boyunca haftada altı saat ders gördük. Bizden istenen bu eğitim sonunda YDS'den 65 ve üzeri bir puan almaktı. Bunun için 80 sorudan en az 52 doğru yapmalıydık.

Hayatımda ilk defa ders boş geçiyor diye üzülen, kızan insanlar gördüm. Toplamda sekiz kişiydik ve bu sekizin altısı da inekti diyebilirim. Özellikle temsilci olarak seçtiğimiz arkadaş nefes almadan çalışıyordu. Tamam kabul ediyorum, sınav zordu, altı ay dil öğrenmek için kısa bir zamandı ama hayat bu kadar çalışmaya değmezdi.

Çalıştık, çabaladık, uğraştık. Son iki ayda, samimiyetimiz biraz artınca İstanbul'u biraz gezmek istedik. Gezdik de. Baya güzel vakit geçirdik ama temsilci arkadaşımız yüzümüze bile bakmadı. Teneffüs aralarında bile çalıştı.

Sonuç ne mi oldu. Sekiz kişiden beşi barajı geçti, üçü geçemedi. İşin ilginç yanı, ilk baştan beri temeli sağlam olan, hepimizden çok çok daha iyi grameri bilen (hatta bazı hocalardan da iyi biliyordu) temsilci arkadaşımız barajı geçemedi.

Çok uyardım onu. Beyin yolların Kadıköy gibi, tıkalı; giriş çıkış olmuyor, azıcık hava al dedim dinlemedi. Bir şeyler yüklemek için yol açması gerektiğini idrak edemedi. Her türlü aktiviteden vazgeçerek sadece ders çalıştı. Sonunda iyi bildiği halde yapamadı.

Aslında demek istediğim şu: Temsilci arkadaşımız hepimizden yüksek alsaydı dahi yaptığı şey yanlıştı. Kısacık hayat gecesini gündüzüne katıp bir yönde çalışmaya uygun değil. Yapılabilecek çok şey var. Tadılacak çok fazla lezzet var. Gezilecek çok yer var.

Bu yazım tüm ineklere. Tamam çalışın ama hayatın tadından da kendinizi mahrum etmeyin. Bir bakacaksınız ki yaşlanmışsınız. O zaman isteseniz de tat alamayacaksınız.

Yorumlar

  1. İnek degilim ki ben hicte olmadim ;)
    Buralardayim geziniyorum bir gonderi asagida bir guzellik gordum yakindan bakmaya gidiyorum ;)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yeter ki hakaret içermesin...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …