Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Güvenilmeyecek Firmalar 1

N11.com üzerinden satış yapan arslangroup adlı firmadan bir bilgisayar aldım. Fiyatının ucuz olmasından kıllanmıştım ama arada n11 olunca bir şey olmaz dedim. Emin olmak için firmaya "ürün teşhir mi" diye mesaj attım onlar da "hayır kapalı kutuda" diye yanıt yazdılar. Ödemeyi yaptıktan 15-20 dakika sonra arslan group firması beni arayıp siparişi iptal etmem gerektiğini söylediler. Gerekçe olarak da bilgisayarın ekranının kırık olmasını gösterdiler. Ben zaten çok umutlanmadığımdan tamam deyip kapattım.

Ödemeyi yaptıktan sonra arslangroup güvenilir mi diye Google'dan arattım. Pek fazla bir şey bulamadım. Bir sitede arslangroup'tan uzak durun diye mesajlar gördüm ama bunun yanında memnun olduğunu söyleyenlerin yorumlarına da rastladım.


Böyle bir şey yapmanın amacını anlamış değilim ama aklımda bulunsun, arslangroup ve indiriminmerkezi adlı firmalardan bir daha alışveriş yapmayayım.

Tavizler ve Dinler

"Anadolu'da putperest kültürden kalma pek çok inanç, adet, gelenek ve dini merasim, Hristiyanlığa girdi. Memleketin çeşitli yerlerinde misyonerlik yapan rahipler, ancak bunları değişik kalıplara sokarak yorumlayıp kabullenmek şartıyla Hristiyanlığı yayabileceklerini anladılar. Bu tutum, putperest kültlerle Hristiyanlığın karışımından meydana gelen bir çeşit halk Hristiyanlığı doğurdu." diyor Ahmet Yaşar Ocak.*

Burayı okuyunca aklıma ben küçükken bize hep anlatılan bir fıkra geldi: İmamın biri bir köyde imamlığa başlayınca köylülerin abdest almadan namaz kıldıklarını görür. Köylülere neden böyle yaptıklarını sorunca köylüler, önceki imamlarının onları abdestten muaf tuttuğunu söyler. Yeni imam, eski imamı sorup ona durumu sorunca, eski imam, köylülerin namaz kılmadığını, onlara ancak bu şekilde namaz kıldırabildiğini anlatır. Fıkra "Ben onlara namaz kıldırabildim, sen de yapabiliyorsan onlara abdest aldır." sözüyle biter.

Bu fıkra hep önceki imamın yaptığını ol…

Okulu Çok Sevdim

Liseden sonra birkaç yıllığına okumayı bıraksam da rüyalarımda hep okulda olduğumu görürdüm. Uyanınca rüyanın etkisi devam eder "Acaba bir gün yine okula dönebilecek miyim?" diye düşünüp dururdum.

Açıkçası ilkokulun son ve orta okulun ilk yılı ile lisenin hemen hemen tamamı çok kötü geçmişti. Bu yüzden okul bitince "Oh be kurtuldum!" demiştim ama içimdeki okullu bana bu kurtuluşta eşlik etmemişti.

Şimdi o yılları hatırlayınca bana okulu kötü yaptıranın da iyi yaptıranın da tek bir öğretmen olduğunu fark ettim. Bütün yıllarda tek bir öğretmen değil, her zamanda farklı bir tek öğretmenden bahsediyorum. İlk okulun ilk üç yılındaki öğretmenim sayın Muammer AYAN gitmese, örnek bir öğrenci olabilirdim. Son iki yıl öğretmenim olan Nurhan hocam kötü değildi ama anlaşamadım, nasıl derler, yıldızımız barışmadı.

Orta okul birdeki Türkçe öğretmenim (adını zikredip blogumu kirletmek istemiyorum) beni sadece Türkçe dersinden değil hayattan da soğutmuştu. Kendimi aşağılık bir ha…

İngilizce Öğretmeni Bozuntusu

Henüz çocukken bize İngilizce öğretmenlerinin düzensiz fiilleri ezberletmeye çalıştıklarını hatırlıyorum. Düşünebiliyor musunuz? İngilizce'de bildiğiniz tek şey "Adın ne?" diye sormakken öğretmen(!) size düzensiz fiilleri ezberletiyor. Bu arada şunu da belirtmeliyim ki "Adın ne?" sorusunu da Türkçe'de anladığınız gibi "Adın ne?" diye anlamıyorduk. "What is your name?" bizim için bir kalıptı. Anlamı tamamen adın neydi. Bu nedenle bu kalıpta değiştirme yaparak "Onun adı ne?" gibi bir soruyu sormayı bilmiyorduk. Demem o ki birkaç şey ezberlemiştik sadece.

Ülkede neden dil öğrenilmiyor sorununa parmak basmak istemiyorum. Zira ben analist, sosyolog vs. değilim. Ben, bana ve akranlarıma yapılan zulümden bahsediyorum. Kendini öğretmen sanan bazı insanların, dil öğretiminden nasıl habersiz olduklarını anlatmaya çalışıyorum. Başka bir dilin ne demek olduğunu bilmeyenlere fiillerin hallerini öğretmeye çalışarak dil öğrenmenin, kişinin z…

Beyin Göçü

Birkaç yıl önce bir lisede vekil öğretmenlik yapma şansı edindim. Haftada sadece 8 derse giriyordum. Müdür yardımcılarından biri benim liseden sınıf arkadaşım çıkınca teneffüslerde okulun sorunlarını dinleyebiliyordum.

Arkadaşımın anlattığına göre artık liselerin çoğu, ya da hemen hemen tamamı anadolu lisesi olduklarından, okullara sınavla yerleştirme yapılıyormuş. Bu nedenle isteyen istediği liseye gidemiyormuş. Tabi hemen hemen hiçbir okula yerleşemeyen öğrencilerin dışarıda kalmaması için onların da bazı okullara yerleştirilmesi gerekiyormuş ki benim görev yaptığım okul bu okullardan biriydi. Okulun durumu o kadar kötüydü ki, okuma yazma bilmeyen öğrencisi bile vardı.

Bunu neden anlattım: Neval Çam adında bir lise öğrencisi (bkz. resim) işaret dilini tercüme eden bir yazılım geliştirmiş ve bunun sonucunda Stanford üniversitesine tam burslu olarak kabul edilmiş.

Bir yandan çok güzel bir haber ama diğer yandan üzücü. Sanki her bir şeyler üreten öğrencimiz bir şekilde başka bir ülkey…

Saçlar Neden Dökülür

Dikkat: Bu bilimsel bir yazı değildir. 
Saçlarımın döküldüğünden şikayet ederken adamın biri bana "Saç sağlamlığı sadece yıkamakla ilgili değildir. Daha çok mide ile ilgilidir. Ne yediğin çok önemlidir." dedi. Sağlıklı beslenirseniz sanırım saçınız dökülmez ya da daha az dökülür. 
Bir de kendi tecrübem var: Saçlarınız düzenli yıkamalısınız. Yani üç günde bir yıkıyorsanız, bunu bozmamalısınız. Hafta içi her gün yıkayıp, hafta sonu yıkamazsanız, Pazartesi günü tekrar başladığınızda saçınız bundan kötü etkilenir. En azından benimki öyle. 
Bir de en önemlisi dert. Derdiniz, tasanız çoksa saçınızı nasıl beslerseniz besleyin dökülür. Genetik kısmı eşit olan insanlardan, olan olayları kafasına takıp daha çok düşünen insanların saçının, düşünmeyenlere göre çok daha fazla döküldüğüne şahit olabilirsiniz. 
Sözün özü: Saçınızı da şu kısacık hayatı da çok umursamayın. Geçen zaman artık yok, gelecek zaman da henüz yok. İçinde olduğunuz anın tadını çıkarın ve sağlıklı beslenin.

Medya Meşhuruna Karşı

İstanbul'da Arapça kitap fuarı var dediler, yağmur çamur dinlemedik gittik. Gitme amacımız birkaç tane Arapça roman bulmaktı. Fakat daha İstanbul'a varır varmaz pişman olduk çünkü yağmur yağıyordu. Islanmayalım diye taksiye binelim dedik, ondan da kazık yedik.

Kitap fuarı tam bir hayal kırıklığıydı. Fuara benzemiyordu. Şaka gibi bir şeydi. Biraz bakındık, çıktık. Kitap alacağız diye bir yayınevine gittik. Orada televizyonlarda boy gösteren bir hocayla karşılaştık. Baya meşhur bir hoca. Kadının çalışmasına karşı olan bir hoca.

Hocayı görünce belki de vermemiz gereken tepkiyi vermedik. Hiçbir şey olmamış gibi normal davrandık. Kitap bakmaya gitmiştik, kitap sorduk. Çalışanların yerine hoca bize yardımcı oldu. "Roman okuyup ne yapacaksınız? Genç adamsınız, siz yazın bir tane, zaten uydurma." dedi. Bu sadece romana mı hakaretti yoksa bize de mi bilemedik.

Biz kitaplara bakarken hoca bizimle yakından ilgilendi. Araştırma görevlisiyim deyince alanımla ilgili sorular sorma…

Hayırlısı

Okula gitmek üzere evden çıkıyordum. Tam bahçe kapısını kapattım ki sokaktan geçmekte olan bir amca bana "hayırlı günler" dedi. Ben de onun dediğinin aynıyla mukabelede bulundum.

Amca konuşmaya başladı: "Ben bu aralar herkese hayırlı günler diyorum. Gerçi bazıları buna kızıyor ama olsun. Şu an en çok hayıra ihtiyacımız var. Aklı, vicdanı ve sairesi olan hayır der." dedi. 
Hiçbir şey demedim tabi. Ne diyeyim ki? Bu tipler biz "İyi günler" yerine "Hayırlı günler" dediğimiz için bize kızan, "Siz Arap hayranısınız!" diyen tiplerdi. 
Amcaya "Hayırlısı" dedim, yoluna gitti. Ben kendi istediğimi kastettim, o kendi istediğini anladı.

Cumalıkızık

Ben bu yazıyı Cumalıkızık'ı tanıtmak için yazmıyorum. Cumalıkızık güzel bir köy. Ulaşımı kolay, alışverişi bol. Buna lafım yok. Benim amacım uyarmak. 
Cumalıkızık'a bebek arabası ve topuklu ayakkabıyla gitmeyin demek için yazdım bu yazıyı. Çünkü keyif almayı umduğunuz gezintiniz işkenceye dönüşebilir. Demedi demeyin. 
Gerçi topuklu ayakkabıyı denemedim ama bebek arabasını asla ama asla yanınızda götürmeyin.

Focus Matrix

Apple ürünü bir cihazı olan (Iphone, Ipad, Imac) arkadaşlarıma öneri olarak Focus Matrix adlı programdan bahsetmek istiyorum. Gerçi daha yeni kullanmaya başladım ama ne anladıysam onu anlatacağım.



Program bir hatırlatıcı. Dört bölümden oluşuyor.
İlk bölüm acil ve önemli işleri hatırlatmak için. İkincisi önemli ama acil olmayan işler için.Üçünsüsü önemli olmayıp acil olan işler için. Dördüncüsü önemsiz ve acil olmayan işler için. 
Buraya yapılacak işlerinizi kaydediyorsunuz. Arada bakıp hiçbir şeyi unutmuyorsunuz.

Sanırım Apple dışında kullanılmıyor.

Sarhoşla İmtihan

Bursa'ya uçaklar gece on iki buçukta iner. Bursa'ya dediysem, Bursa'nın ilçesi olduğu için. Aslında uçaklar Yenişehir'e iniyor. Oradan kent meydanına geliş de bir saat sürüyor. Saat iki gibi, taksiye para vermeyeyim diyerek kent meydanında otobüs beklemek zorunda kalabiliyorsunuz. 
Otobüs gece seferinde olduğu için neredeyse tüm Bursa'yı geziyor. Sizi eve bırakması bir saati aşabiliyor. Bursa'nın yolları çukur ve tümseklerle süslendiği için bu yolculuk sizi mest ediyor. 
***
Saat üç civarı, eve yaklaşmışken baktım karşı koltukta uyuyan adam uyandı. Bana baktı, göz kırparak "Hişt, nerelisin?" diye sordu. Adam sarhoştu. Etrafıma baktım benden başka otobüste kimse kalmamıştı. 
Saat sabahın üçüydü, otobüste ben ve sarhoş adam vardık ve bana nerelisin diye soruyordu. Korktum, ama öyle korkmak derken, başıma bir şey gelecek korkusu değil. Pisliğe bulaşma korkusu bu. Sonuçta adam sarhoş.
Tekrar tekrar etrafıma baktım. Acaba duymazlıktan mı gelseydim? Şoföre …

İntermediate Çok Zor

Dün itibariyle pre-intermediate seviyesinden intermediate seviyesine zıpladım. Kendimce başarılıydım. Ç ünkü artık rahat rahat okuyordum. Yani öyle sanıyorum. Fakat beklediğim gibi çıkmadı. İki gündür sözlüğe bakmaktan canım çıktı. Artık o kadar çok bakıyorum ki bildiğim kelimelere de bakmak zorunda hissediyorum. Alışkanlık mı oldu nedir? Bir arkadaş bana hiç bulaşma seviyelere, direkt makale oku, o tür kelimelere yoğunlaş demişti ama asıl mevzu kelime ezberleme değil. Önemli olan kelimeler arasındaki bağı kurabilmek, adamın ne demek istediğini anlamak. Yoksa bazen tüm kelimeleri bilmeme rağmen cümleyi anlayamayabiliyorum. Neyse, bugünkü sorun hep karşılaştığım sorun. Daha önce de seviye atlarken ilk başta böyle olmuştum. Sonra öyle oluyor ki çatır çatır okuyorum. Gerçi daha hiç Türkçe okur gibi olmadım. Zaten sanırım o zaman gelince bu iş bitmiş olacak.

Öğrencinin Beslenmesi

Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur demek kolay da sağlam vücuda sahip olmak biz öğrencilerin umurunda değil. Kafamız olmadan varlığımızın bir anlamı yok. Bunu biyolojik anlamayın. Kafa derken kafa çalıştırmak anlamında diyorum. Maddi açıdan rahat olmayan beyin üretim yapamaz diyoruz da sağlıklı olmayan vücudun üstünde duran kafadaki beyin nasıl çalışsın? Peki öğrenciler ne yiyor? Tost, ekmek arası döner, poğaça, simit… Bugün beşte ekmek arası döner yemiştim. Dokuz buçukta eve geldim, bir şey yemeyeceğim, elma falan idare ederim dedim.  Televizyonda hangi kanala baksam bir şeyler yiyorlardı, dayanamadım tost yaptım. Hala aç olsam da mutluyum.

Tez Yazarken İngilizce Öğrenmek

Tez için kaynak toplamaya başlarken bir hocadan yardım istedim. Bana İngilizce bilip bilmediğimi sordu. Bilmiyorum deyince “Boş ver tez yazmayı, İngilizce öğren.” dedi şaka yollu. Ben ciddiye aldım tabi. Tez yazmayı bırakmadım ama tez gecikse bile İngilizce gecikmemeli diye düşündüm. Tezden sonra çalışırım demedim çünkü ne kadar erken öğrenirsem o kadar çok geliştiririm. Üstelik şimdi öğrenirsem doktora sürecinde kullanabilirim. Önce bazı Bilgisayar programlarıyla düzenli çalıştım. Bitirince kendimi Elementary seviyesinde kabul edip kitap okumaya başladım. İngilizce çalışmanın en güzel yanı, dökümanın bol olması. Seviye seviye kitap paylaşan bir site buldum. Üstelik kitapların mp3 dosyaları var, hem okuyup hem dinleyebiliyorum. İlk başlarda biraz fazla sözlüğe baktım ama sonra kolaylaştı. Şu an pre-intermediate seviyesinin sonundayım. Yani son kitabını okuyorum.  İki gün sonra intermediate seviyesine giriş yapacağım. Gramercilere saygı duyuyorum ama ben ısrarla dilin kitap okuyarak öğreni…

Giriş Kısmını Yazdım Sayılır

Yüksek lisans tezimin giriş kısmını bitireyazdım. Yazarken şunu fark ettim: Yazma sırasında hataları göremiyorsunuz. Sadece yazıyorsunuz. Hatta noktalama işaretlerine bile dikkat etmiyorsunuz. Kendinize göre nokta-virgül koyuyorsunuz ama ya eksik ya da fazla olabiliyorlar. Tabi bu pek önemli değil çünkü daha tekrar tekrar okuyacağım. Yazıyorum ama sanırım hata yaptım. Tezin asıl kısmı için fişlemeleri yapmıştım, giriş kısmını yazınca elimde burası için bir şey olmadığını gördüm. Buna rağmen baka baka yazdım. Bu yüzden kısa kestim ve çoğu yerde klasik kaynak yerine çağdaş araştırmalara dipnot verdim. Korkarım ki savunmada bu bana eksi olarak yazılacak. Hatta belki tamamen yanlıştır, düzeltmem gerekiyordur. Bir ara bir hocaya okutacağım. Tavsiye: Her şeyi fişleyin. Geniş düşünün, “Bu benim işime yaramaz.” deyip hiçbir bilgiyi kaynaklarda bırakmayın. İşinize yaramasa bile fişleme uygulamanızda dursun.

Zamanı Etkili Kullanmak

Ders çalışırken zamanı etkili kullanmak çok önemli. Zamanı etkili kullanmak derken kastettiğim zamanı boşa harcamamak, kendini kandırmamak. Çünkü çalışıyorum sanıp vaktinizi boşa harcamanız mümkün olabiliyor. Sorun sadece bu da değil, kimisi fazla çalışıp beyin yollarına giden yolları tıkayabiliyor. İşte burada devreye doğru çalışma sistemi giriyor. Bu sistemlerden biri (başka var mı bilmiyorum) Pomodoro. Pomodoro nedir tam olarak bilmiyorum. Ben bunu bir çalışma sistemi olarak tanımlıyorum. Pomodoro’nun uygulamaları var. Hem cep telefonu için hem de bilgisayar için. İndirip size yardımcı olmasını sağlayabilirsiniz. Sistem şu: 25 dakika çalışıyorsunuz, 5 dakika dinleniyorsunuz. Faydaları: 25 dakika boyunca isteseniz de mola veremiyorsunuz. Kendinizi çalışmaya şartlandırıyorsunuz. 5 dakikalık dinlenme zamanı gelince uygulamanın uyaracağını bildiğinizden saate falan bakmıyorsunuz. Sadece çalışıyorsunuz. 5 dakikalık dinlence zamanında yorgunluğunuzu atıyorsunuz. Böylece bir sonraki çalışmaya…

Ne Kadar Değişeceğim

Araştırma görevlisi olduktan sonra pek bir şey yazmadım bloga. Artık pek vakit bulamıyorum. Hem yazacak pek bir şey de bulamıyorum. Ne bileyim sanki artık günlük tarzı bir şey yazmayı doğru bulmadım. Hep ciddi, resim eklenmiş yazılar yazmak da çok vaktimi aldığından uzak durdum.

Geçenlerde benden daha tecrübeli bir arkadaş "Kesinlikle günlük yazmak lazım." dedi. Benim kafama yattı bu. Hem şu an tez yazdığımdan yazı yazmak bana çok gerekliydi. Ne yapayım ne edeyim derken yeni bir blog açmayı düşündüm. Bu kez acaba blogger olmasa mı derken aklıma tumblr geldi. Biraz baktım, bu iş için çok yanlış olduğunu gördüm. Sonra wordpress'e baktım. Gerçekten güzelmiş. Çok fazla teması var ve bazı ayarları blogger'dan daha kullanışlı.

Wordpress'te bir blog açtım. Beş tane yazı yazdıktan sonra "Neden eski blogumda yazmıyorum ki?" diye sordum kendime. Emektar blogumu bırakıp yeni bir blogta yazmak isabetli bir karar mıydı? Ne yani araştırma görevlisi oldum diye geçmişt…