Ana içeriğe atla

Medya Meşhuruna Karşı

İstanbul'da Arapça kitap fuarı var dediler, yağmur çamur dinlemedik gittik. Gitme amacımız birkaç tane Arapça roman bulmaktı. Fakat daha İstanbul'a varır varmaz pişman olduk çünkü yağmur yağıyordu. Islanmayalım diye taksiye binelim dedik, ondan da kazık yedik.

Kitap fuarı tam bir hayal kırıklığıydı. Fuara benzemiyordu. Şaka gibi bir şeydi. Biraz bakındık, çıktık. Kitap alacağız diye bir yayınevine gittik. Orada televizyonlarda boy gösteren bir hocayla karşılaştık. Baya meşhur bir hoca. Kadının çalışmasına karşı olan bir hoca.

Hocayı görünce belki de vermemiz gereken tepkiyi vermedik. Hiçbir şey olmamış gibi normal davrandık. Kitap bakmaya gitmiştik, kitap sorduk. Çalışanların yerine hoca bize yardımcı oldu. "Roman okuyup ne yapacaksınız? Genç adamsınız, siz yazın bir tane, zaten uydurma." dedi. Bu sadece romana mı hakaretti yoksa bize de mi bilemedik.

Biz kitaplara bakarken hoca bizimle yakından ilgilendi. Araştırma görevlisiyim deyince alanımla ilgili sorular sormaya başladı. İlk sorusu Eş'arî'nin vefat tarihiydi. Cevapladım, hemen ardından, ne demek istediğini anlamadığım bir soru sorunca "Fikrim yok." dedim. "Nasıl fikrin yok?" diye tepki verdi. Ben de umursamaz bir tavırla "Yok." dedim. Uzatmak istemediğimi anlayınca kesti. Yine konuyu romana döndürdü. Neden okumak istediğimizi sordu. Şöhretini umursamadığımızı duyunca yaştan yürümeyi uygun gördü. Yaşımı sordu, kendinin benden 23 yaş büyük olduğunu, bu yüzden sözünü dinlemek zorunda olduğumu ima eder tarzda söyledi. Bazı nasihatlerde bulundu. Kesin yargılarda bulundu. Teşekkür ettik çıktık. Çıkınca "Bizi beğenmediniz kaçıyorsunuz, Bursa'ya gelirsek iskender de ısmarlamazsınız." dedi. "Gelin künefe bile ısmarlarım." dedim ben de.

Kötü niyetli olmak gerekirse hocanın egosunu bizim üzerimizden tatmin etme isteğinde olduğunu düşünüyorum. Hem kendini bize kabul ettirmek, hem de akademik personel olsak da bir şey bilmediğimizi bize göstermeye çalıştığını sanıyorum. O istediğini aldı mı bilmiyorum, biz şahsen roman falan bulamadık.

Türkiye'de Arapça öğrenmek çok zor!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …