Ana içeriğe atla

İngilizce Öğretmeni Bozuntusu

Henüz çocukken bize İngilizce öğretmenlerinin düzensiz fiilleri ezberletmeye çalıştıklarını hatırlıyorum. Düşünebiliyor musunuz? İngilizce'de bildiğiniz tek şey "Adın ne?" diye sormakken öğretmen(!) size düzensiz fiilleri ezberletiyor. Bu arada şunu da belirtmeliyim ki "Adın ne?" sorusunu da Türkçe'de anladığınız gibi "Adın ne?" diye anlamıyorduk. "What is your name?" bizim için bir kalıptı. Anlamı tamamen adın neydi. Bu nedenle bu kalıpta değiştirme yaparak "Onun adı ne?" gibi bir soruyu sormayı bilmiyorduk. Demem o ki birkaç şey ezberlemiştik sadece.

Ülkede neden dil öğrenilmiyor sorununa parmak basmak istemiyorum. Zira ben analist, sosyolog vs. değilim. Ben, bana ve akranlarıma yapılan zulümden bahsediyorum. Kendini öğretmen sanan bazı insanların, dil öğretiminden nasıl habersiz olduklarını anlatmaya çalışıyorum. Başka bir dilin ne demek olduğunu bilmeyenlere fiillerin hallerini öğretmeye çalışarak dil öğrenmenin, kişinin zihninde imkansızmış gibi görünmesine neden olduklarından bahsediyorum.

Bir süredir dil çalışıyorum ve şu ana kadar hemen hemen hiç ezber yapmadım. Gramerle de ilgilenmiyorum. Sadece anlamaya çalışıyorum. Bana Türkçe'nin dilbilgisi öğretilirken ben hem Türkçe konuşabiliyordum, hem okuyabiliyordum, hem de yazabiliyordum. Bu bağlamda, başka bir dilin üç beş kelimesini öğrenerek ben ne kadar o dilin dilbilgisini öğrenebilirdim? Maalesef ne dili ne de dilbilgisini öğrendim. Okulda dilbilgisi en sevdiğim derslerdenken Arapça'nın dilbilgisi en nefret ettiğim ders olmuştu sonraki yıllarda.

Geçenlerde BBC'nin kursuna çalışırken şöyle bir uyarı gördüm: "Sakın ola herhangi bir şeyi ezberlemeye kalkmayın." Öyle sanıyorum ki bu insanlar bizden daha iyi biliyorlar İngilizce'yi öğretmeyi. Eğer doğru olan sayfalar dolusu fiil ezberletmek olsa onlar da önce oradan başlatırlardı.

Kimseye tavsiyede bulunmuyorum, o konuda yeterli değilim. Sadece dil öğrenmenin zor olmadığını söylemeye çalışıyorum. Yeter ki beyin yollarınız tıkanmamış olsun!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allahım sen konuyu biliyorsun, Amin!

Kimi zaman sosyal paylaşım sitelerinde bu cümleye rastlıyoruz. Genel itibariyle şaka olsun diye söylenen bu söz bence son derece tehlikeli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür.

İnsanı yoktan var eden, insanın sahip olduğu her şeyi kendisine veren Allah'tır. İnsan dünyaya gelince bunun farkında olmadan başlar hayata. Yanında anne ve babası vardır ve çocuk olduğu sürece ona her gerekeni onlar verir. Çocuk Allah'ın verdikleri konusunda bir şey görmeden büyümektedir. Bu bilinçle büyüyen çocuk bir yetişkin olduğunda da kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak zorunda olduğunu görmekte ve herhangi bir konumda Allah'ın verdiği bir şeyi gözüyle görmemektedir.

Hayatın yüzlerinden biri olan maddi yüz bunu gösteriyor. Kim çalışırsa elde eder. Bunun karşısında hayat içinde bir de manevi yön vardır ki herkesin bundan haberi yoktur. Bütün insanlar için çok önemli bir sorun olan bu manevi yön genelde dini duygular tarafından baskı altına alınır. Böylece insan, boşluk hissini bu duygula…

Tavuk Yavrusunu Gagalarsa

Bir Çin tavuğumuz var. Dört kardeşten biri olan bu tavuk, kardeşlerinin aksine hayatın zorlu şartlarına direnerek yaşamayı başaran tek kardeş oldu. Büyüdü tavuk oldu, kuluçkaya yattı. Büyüdü dediğime bakmayın hala bir güvercin kadar ancak var.

Küçücük küçücük yumurtlamış, yumurtalarının üstüne oturmuş onlardan yavru çıkarmayı beklerken yakaladık onu. Fakat işte bir terslik vardı. Bir horozu yoktu ve bu yüzden o yumurtalardan bir civciv çıkması imkansızdı. Annem de hiç olmazsa boşa gitmesin diye bizim diğer tavuklardan iki yumurtayı Çin tavuğunun altına bıraktı.

Tahmin ettiğimiz gibi tüm yumurtaları bozuldu, kendine ait olmayan iki yumurta hariç. İki yavrusu olmuştu. Kendi yavruları olmasa da onları bağrına bastı. Onları sevdi, her türlü tehlikeden korudu. Çin tavukları biraz şımarık olurlar. Diğer tavuklar bizden kaçarken o ayaklarımızın dibinden ayrılmıyordu. Anne olduktan sonra ise ona yaklaşamaz olduk. Yumruk kadar tavuk bizi dövmeyi bile aklından geçiriyor olabilirdi.

Sevmeyeni Sevmek

"Hayırdır evlat, neden bu kadar hüzünlü düşünüyorsun" diye sordu yaşlı adam. Genç, kendisinden beklenmeyecek bir özgüvenle, sesini de yükselterek: "Sen hiç seni sevmeyen birini sevdin mi dayı" diye yanıtladı yaşlı adamın sorusunu. Yaşlı adam bunu beklememiş olacak ki hemen cevap vermedi. Yanındaki gence yarım dönmüş, hiçbir şey söylemeden ona bakıyordu. Genç hayatı boş vermiş gibi olmasa bu bakışlardan korkabilirdi ama tavırları "ben zaten ölmüşüm" tarzındaydı. Kompartımandaki diğer dört kişi de susmuş, yaşlı adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorlardı. Yaşlı adam yerini düzeltti, kafasını pencereye doğru çevirerek "sevmiyorsa bırak gitsin" dedi. Sonra tepkiyi ölçmek için gence doğru döndü. Genç yere bakıyordu. Yaşlı adamdan yana hiç dönmedi. Onu ciddiye almamış mıydı yoksa gerçekten yarı ölü müydü belli olmuyordu. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp tüm vücuduyla yaşlı adama döndü. Hızlı bir söyleyişle "dayı, sen hiç sevdin mi" …